Ama bu fotoğrafların arkasında ne var?
12-13 Eylül 2026'da Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de toplanan BRICS liderleri, tam da bu soruyu bir kez daha akıllara getirdi. Zirve, örgütün yeni üyeleriyle tam kadro gövde gösterisi yaptığı bir döneme denk geldiği için özellikle sembolikti.
Peki BRICS gerçekte nedir? Batı'ya karşı birlikte hareket eden sıkı bir ittifak mı, yoksa üyelerinin aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara koyup zaman zaman aynı masaya oturduğu gevşek bir tartışma platformu mu?
Bu soruyu cevaplamak için önce BRICS'in ne olduğunu hatırlamak gerekiyor. İsim, kurucu 5 ülkenin İngilizce baş harflerinden geliyor: Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika.
Zamanla bu kulübe İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Etiyopya (2024) ile Endonezya (2025) katıldı, toplam üye sayısı 11'e çıktı. Bugün BRICS ülkeleri toplamda dünya nüfusunun yaklaşık yarısını, dünya ekonomisinin (satın alma gücüne göre) yaklaşık yüzde 40'ını ve dünya ticaretinin dörtte birini oluşturuyor.
Yani sayılara bakıldığında, BRICS artık göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir güç. Ama büyüklük, her zaman birlik anlamına gelmiyor. Yeni Delhi zirvesi de bunu gösterdi.
Şi'nin 7 yıl sonraki ziyareti
Zirvenin en çok konuşulanı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2019'dan sonra ilk kez Hindistan'a ayak basmasıydı. Bu basit bir ziyaret olarak görülmemeli. İki ülke arasında son yıllarda oldukça gergin bir dönem yaşandığını hatırlamak gerekiyor. 2020 yılında, Himalayalar'daki Galwan Vadisi'nde Hint ve Çin askerleri arasında çıkan çatışmada onlarca asker hayatını kaybetmişti. O günden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler yıllarca dondurulmuş gibi kaldı.
Şi'nin Yeni Delhi ziyareti, Modi ile üçüncü üst düzey temasına işaret ediyordu. İkili, Galwan'dan sonraki ilk görüşmelerini Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentindeki BRICS zirvesinde, ikincisini Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentindeki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde yapmıştı. Zirveden yalnızca 1 ay önce, 24-25 Ağustos 2026'da Pekin'de düzenlenen 25. tur özel temsilciler görüşmesinde de Ajit Doval ile Wang Yi, Kazan ve Tianjin'de varılan mutabakatın uygulanmasında kaydedilen ilerlemeden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Hindistan tarafı da bu görüşmede sınır bölgelerinde "barış ve sükûnetin" ikili ilişkilerin gelişimi için önemini vurguladı. Kulağa hoş gelen bu resmi dil, sanki iki ülke arasında yeni bir sayfa açılıyormuş hissi veriyor.
Ama işin diğer yüzü biraz daha karmaşık. Çünkü iki ülke sınırında hâlâ on binlerce asker karşı karşıya duruyor. Hindistan, Keşmir sorunu nedeniyle Pakistan'ın BRICS'e üye olmak istemesine sürekli karşı çıkıyor. Üstelik Çin ve Rusya'nın ortaklaşa öne sürdüğü, dolara olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen "ortak BRICS para birimi" fikrine Hindistan mesafeli duruyor. Çünkü bu adımın ABD ile ilişkilerini zora sokacağının farkında. Kısacası, resmi açıklamaların iyimser dili bir yana, Modi-Şi el sıkışması bir barış anlaşmasından daha çok, gerilimi kontrol altında tutmaya yönelik kademeli ve taktiksel bir süreç.
Hindistan'ın "çok yönlü hizalanma" stratejisi
BRICS zirvesinin en ilginç yanı, ev sahibi Hindistan'ın izlediği yoldu. Literatürde buna "çok yönlü hizalanma" deniyor. Yani Hindistan, tek bir tarafa bağlanıp kalmak istemiyor. Bir yandan Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması görüşmelerini sürdürürken, aynı hafta içinde Rusya ve Çin ile BRICS masasında olmak istiyor. Bu bağlamda BRICS'in Hindistan için bir "blok" değil, bir "forum" gibi çalıştığını söylemek mümkün. Başka bir deyişle Hindistan, BRICS'i Batı'ya karşı savaşacağı bir cephe olarak görmekten ziyade kendi çıkarlarını farklı platformlarda aynı anda savunabileceği araçlardan biri olarak kullanıyor.
Hindistan'ın kendisini bilerek "ortada" konumlandırması aslında stratejik bir tercih. Hem Batı ile stratejik ortaklığını sürdürüyor, hem de BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlardaki ağırlığını koruyor. Hindistan bunu kendisi için bir zayıflık değil, tam tersine bir güç kaynağı olarak görüyor.
Bu noktada bir benzetme yapmak faydalı olabilir. Hindistan'ın izlediği bu yol, Türkiye'nin son yıllarda tartışılan çok yönlü dış politikasıyla benzerlikler taşıyor. Ancak başlangıç noktaları farklı. Türkiye, NATO üyeliğini koparmadan ŞİÖ'ye gözlemci olarak katılıyor. Hindistan ise resmi bir Batı ittifakına girmedi, ama ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken BRICS ve ŞİÖ içindeki ağırlığını da korumaya dikkat ediyor. Fark ne olursa olsun, mantık aynı: tüm yumurtaları aynı sepete koymamak. Bir bakıma bu durum BRICS'in uzlaşmacı mantığının yansıması. Zirvenin amacı üyeler arasındaki keskin çıkar çatışmalarını tamamen çözmek değil, bu çatışmaları yönetilebilir hale getirmek.
Ortak bildiride söylenenler ve söylenmeyenler
Her BRICS zirvesinin sonunda ortak bir bildiri yayımlanır. Yeni Delhi'de yayımlanan 140 maddelik bildiri, BRICS tarihinin en kalabalık metinlerinden biri oldu. Bildirinin 28'inci maddesi "Ortadoğu/Batı Asya'daki gerilimlerin sürmesinden derin kaygı" duyulduğunu belirtip "azami itidal" çağrısı yapıyor, ama Hürmüz Boğazı, İran ya da saldırıyı gerçekleştiren taraf hiç isim olarak geçmiyor. İran saldırının "tek taraflı" ve "BM Şartı'nı ihlal eden" bir eylem olarak tanımlanmasını istedi.
New Indian Express'in haberine göre bu, İran ile BAE arasındaki görüş farkının bir parçasıydı ve müzakereler sonunda metin isimsiz, tarafsız bir dile indirgendi. Açıkçası, bu tür muğlaklık BRICS'e özgü değil; G20 ve BM bildirilerinde de oybirliği kuralı yüzünden sık görülür. Farkı önemli kılan şey, Rusya ve Çin'in grubu Batı-merkezli düzene karşı bir alternatif olarak görmesi. Bu bağlamda en azından ortak tehdit tanımında daha net bir dil beklenebilirdi. Ayrıca Ukrayna savaşı da dolar merkezli finans sistemi de metinde hiç geçmiyor. BRICS ortak para birimi fikri de rafa kalktı gibi. İran'ın adıysa sadece Dünya Ticaret Örgütü üyeliği desteği gibi teknik bir maddede geçiyor.
Ayrıca bütün üyelerin bir araya gelmesi ve ortak bir bildiri imzalaması bile başlı başına bir başarı sayılabilir. Çünkü sadece 4 ay önce, Mayıs 2026'da düzenlenen BRICS dışişleri bakanları toplantısında, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki çıkar çatışmaları yüzünden ortak bir bildiri bile çıkarılamamıştı. Yani Yeni Delhi'de herkesin imza atabildiği bir metin ortaya çıkması, aslında kendi başına sembolik bir başarı.
Bildiri üzerinde herkesin hemfikir olduğu tek net konu ise terörizm oldu. 2025 Nisan ayında Hindistan'ın Pehalgam bölgesinde yaşanan ve çok sayıda can kaybına yol açan terör saldırısı, deklarasyonda açık ve sert bir dille kınandı. Bu, ev sahibi Hindistan için önemli bir diplomatik kazanç sayılır.
Zirvenin daha az manşetlere çıkan ama pratik açıdan önemli bir başka yanı da vardı. Hindistan'ın dönem başkanlığı sırasında "dayanıklılık, inovasyon, işbirliği ve sürdürülebilirlik" başlıkları altında 50'den fazla girişim üzerinde mutabakata varıldı. Bunların çoğu 2026-2030 dönemine yayılan eylem planları ve çerçeve belgeleri niteliğinde. Aralarında dijital kamu hizmetleri altyapısı, yapay zekâ standartları, sağlık güvenliği, küçük ve orta ölçekli işletmeler arası ticaret ve iklim finansmanı gibi alanlar yer alıyor. Bu da gösteriyor ki BRICS, sadece büyük siyasi manşetlerden ibaret değil; arka planda uzun soluklu bir teknik ve ekonomik işbirliği çerçevesi kurmaya çalışan, giderek kurumsallaşan bir yapı.
Peki sonuç ne?
Yeni Delhi zirvesi, BRICS'in genişleme süreciyle birlikte karşılaştığı temel sorunu bir kez daha gözler önüne seriyor. BRICS büyüdükçe, yani üye sayısı ve ekonomik ağırlığı arttıkça, aslında iç tutarlılığını kısmen de olsa zayıflatıyor. Daha fazla ülke, daha fazla farklı çıkar demek, bu da ortak bir tavır belirlemeyi giderek zorlaştırıyor. Diğer yandan BRICS, dünya siyasetinde giderek daha fazla söz sahibi olurken, üyelerini tek bir ortak hedef etrafında olmasa da ortak bir masa etrafında bir araya getirmeyi başarıyor. Dolayısıyla grup, ortak bir dava için kurulmuş klasik bir ittifaktan çok, diyaloğu önceleyen, her üyenin kendi çıkarını savunabildiği ve bir arada kalmayı tercih ettiği esnek bir platforma dönüşüyor.
Hindistan'ın dönem başkanlığı bu gerçeği kabullenmiş gibi görünüyor. Yeni Delhi, BRICS'i bir "Batı karşıtı cephe" haline getirmemeye dikkat ederek, üyelerini ortak paydada buluştururken kendi çok yönlü dış politikasıyla da uyumlu bir çizgide tuttu. Yeni Delhi bu dengeyi 1 yıl boyunca büyük bir çatlak yaşatmadan yönetmeyi başardı. Ama bu tercihin ne kadar kalıcı olacağı belirsiz. 2027'de dönem başkanlığı Çin'e geçtiğinde, grubun bugünkü uzlaşmacı ve esnek tonunu koruyup koruyamayacağı, önümüzdeki yılın en dikkat çekici dış politika sorularından biri olabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: BRICSHindistanÇİNÜMİT ALPEREN
DAHA FAZLA HABER OKU
Sinan Baykent Her şey fazla tanıdık: Ufukta 1930'lara dönüş mü var?
Gürbüz Evren Mansur Yavaş'ın CHP'den istifasının nedeni sadece bugünkü sözler değil, öncesi var
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.