MSCI endeksi ise belirli küresel piyasaların, bölgelerin veya sektörlerin hisse senedi performansını ölçen ve MSCI Inc. (eski adıyla Morgan Stanley Capital International) tarafından oluşturulan bir referans gösterge. Bu endekste yer almak önemli, zira kurumsal yatırımcılar, yatırım fonları ve borsa yatırım fonları (ETF'ler), piyasa getirilerini izlemek ve yatırım portföylerine yön vermek amacıyla bu endeksleri standart bir kıstas olarak kullanıyorlar.
21 Ağustos 2026 tarihli yazımda bu konuyu ele almış ve aşağıdaki satırları sizinle paylaşmıştım:
18 Haziran 2026'da yayımlanan Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu'nda MSCI, Türkiye sermaye piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde şeffaflık, bilgi akışı, serbest dolaşım yapısı, piyasa kurallarının sık değişmesi ve açığa satış yasakları gibi konuların yabancı yatırımcı açısından önemli riskler oluşturduğunu vurgulamış ve Türkiye'nin piyasa erişilebilirliği açısından bazı alanlarda gerileme yaşadığına dikkat çekmişti.
Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu'nda Türkiye'ye yönelik öne çıkan risk başlıkları şu şekilde belirtilmişti:
1- Ortaklık yapısında şeffaflık eksikliği: MSCI raporunda, şirketlerin ortaklık yapılarının yeterince şeffaf olmamasının yatırımcılar açısından önemli bir sorun oluşturduğu, özellikle bazı şirketlerde gerçek pay sahipliği bilgilerinin net şekilde ortaya konulamamasının yatırımcıların sağlıklı analiz yapmasını zorlaştırdığı belirtilmişti.
2- Koordineli işlem şüphesi: Uluslararası kurumsal yatırımcılar, Türkiye'deki bazı küçük şirketlerle yakından ilişkili fon pozisyonlarını içeren ve fiili dolaşımdaki pay tahminlerini yapay olarak şişiren olası eşgüdümlü (koordine) işlem davranışlarının tekrarlanan örneklerini bildirmişti. Fiili halka açıklık oranının tam olarak bilinememesi ve fonlar üzerinden ilişkili taraf işlemleri nedeniyle likidite-risk-fiyatlama dinamiklerinin bozulmasına yol açıldığı belirtilmişti.
3- Döviz piyasasında yaşanan sorunlar: Döviz işlemlerindeki bazı takas gecikmeleri ve piyasaya yönelik müdahaleler sorun teşkil ediyordu.
4- Mevzuata yönelik sorunlar: Şirket açıklamalarının her zaman İngilizce yayımlanmaması ve mevzuatın tamamının İngilizceye erişime açık olmaması, uluslararası yatırımcıların karşılaştığı önemli sorunlar arasında görülüyordu. Bunun yanı sıra, saklama sistemlerinde omnibus hesap yapısının bulunmaması ve hisse ödünç piyasasının yeterince gelişmemiş olması da yatırım araçlarına erişimi sınırladığı için eleştiri konusu oldu.
MSCI, Türkiye sermaye piyasalarında Kasım 2026'daki MSCI Endeks Gözden Geçirmesi'ne kadar yeterli düzeyde somut ve güvenilir ilerleme kaydedilmemesi halinde, Türkiye ve Türkiye kaynaklı endekslere dahil edilmeye uygun menkul kıymetlere yönelik yaklaşımın değerlendirilmesi amacıyla bir istişare süreci başlatabileceği uyarısında da bulunmuştu.
MSCI uyarıları öncesinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), ‘Uyuyan Güzel Masalı’ndaki Prenses Aurora'nın, Kötü Peri'nin büyüsü yüzünden parmağına iğne batmasıyla yüz yıllık derin bir uykuya daldığı gibi, derin bir uykudaydı.
Belirtilen tarihe kadar gerekli düzenlemeler yapılmazsa Türkiye'nin gelişen piyasa statüsünü kaybederek "Frontier Markets", yani “Sınır Piyasalar” ligine düşme riskinin ne kadar önemli olduğu fark edilince, Sermaye Piyasası Kurulu, 28 Ağustos 2026 tarihli ve 52/1589 sayılı kararı ile serbest fonlar, yatırım fonları rehberi, borsadaki pay satışları ve portföy yönetim şirketlerine yönelik kapsamlı düzenlemeler getirdi.
Türkiye sermaye ve para piyasalarında yaşanan finansal kriz, bize özgü (home-made) bir kriz; ancak temelinde piyasa profesyonellerinin defalarca yaptıkları uyarıların düzenleyici kurum tarafından dikkate alınmaması, adeta yaşananlara seyirci kalınması ve eyleme geçmek için MSCI'nin bir nevi sopayı göstermesi gerektiğini de unutmamak gerekiyor.
Düzenleyici otoritelerin, yaşananlar gözler önündeyken gelişmelere seyirci kalması sadece bize özgü bir konu değil. Finansal piyasaların çok güçlü olduğu, dünyanın sermaye akımlarının göz bebeği ülkelerinde de geçmişte benzer durumlar yaşandı.
Tartışmasız dünyanın en önemli para ve sermaye piyasalarına ev sahipliği yapan Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bile düzenleyici otoritenin geç kaldığı ya da göz göre göre gerçekleşen çok sayıda finansal kriz görüyoruz.
Örneğin:
SEC'in Bernard Madoff'un yaklaşık 65 milyar dolarlık Ponzi şemasını tespit edememesi, kurumun en büyük başarısızlıklarından biridir. Harry Markopolos, 2000, 2001 ve 2005 yıllarında SEC'i Madoff hakkında uyarıp destekleyici belgeler sunmasına rağmen, SEC her seferinde onu görmezden geldi ya da sunduğu kanıtları yalnızca yüzeysel bir incelemeye tabi tuttu. Markopolos, Madoff dolandırıcılığını ortaya çıkarmasını konu alan “No One Would Listen: A True Financial Thriller” adlı kitabında, defalarca yapılan ihbarlara rağmen Madoff dolandırıcılığını ortaya çıkaramadığı ve denetimi altındaki büyük şirketleri gerektiği şekilde soruşturmadığı gerekçesiyle SEC'i eleştirmişti.
19 Ekim 1987'de (Kara Pazartesi) Dow Jones Sanayi Endeksi tek bir işlem seansında yüzde 22 oranında düştü. SEC ve diğer düzenleyiciler, kısmen programlı işlemlerden kaynaklanan bu tür tek günlük, piyasa genelinde bir çöküşü tahmin edememişlerdi. Ayrıca önceden herhangi bir devre kesici mekanizma da yoktu. Olayın ardından, aşırı tek günlük düşüşler sırasında işlemleri otomatik olarak durdurmak için Ekim 1988'de piyasa çapında devre kesiciler devreye alındı. Devre kesici, 1987'de yaşanan krizi durdurmak için mevcut değildi; ancak bir sonraki benzer olayı hafifletmek için hemen uygulamaya sokuldu.
İnternet balonu ve çöküşü (2000-2002), SEC'in kural koyma faaliyetlerinden bağımsız olarak gerçekleşti; bu da SEC'in araçlarının varlık fiyat balonlarını değil, piyasa davranışını ve bilgi bütünlüğünü hedeflediğini vurgulaması açısından başka bir örnek oldu.
Enron, WorldCom ve diğer birçok muhasebe skandalı, SEC'in yine önceden tespit edemediği kurumsal muhasebe ve denetim gözetimindeki başarısızlıklardı. Bunun üzerine 2002 tarihli Sarbanes-Oxley Yasası geldi ve özellikle SEC gözetimi altında PCAOB (Halka Açık Şirketler Muhasebe Denetim Kurulu) kuruldu.
2008 krizi, finans tarihinde hâlâ en çok incelenen ve küresel ölçekte herkesi etkileyen krizlerden biri oldu. SEC krizi önleyemedi. SEC'in büyük finans kuruluşlarındaki risk yönetimine ilişkin sonradan yaptığı incelemede, denetlediği firmalar genelinde “risk yönetimi zayıflıkları”, “uyumsuz teşvikler” ve “etkisiz piyasa disiplini” tespit edildi.
Aradaki farkın, yaşanan her finansal krizden ders alınarak yeni düzenlemeler gerçekleştirmek, düzenleyici otoriteyi daha aktif hale getirmek, kuralları ve cezalandırma sistemini herkes için eşit şekilde işletmek ve en önemlisi bu tür kurumların yöneticilerini eş, dost, akraba yerine konunun uzmanı, liyakatli kişilerden oluşturmak olduğunu görüyoruz.
Kurumların başına liyakatli kişileri getirmek aslında hükümetler açısından da en doğru iş olmalı. Her kurumda, özellikle de ekonomiyi vasatlıktan çıkarmak için, bu tür görevlendirmelerin eş, dost, akraba, partili, bizden yaklaşımının ötesine taşınması mutlak şart olmalı. Çünkü yaşanan finansal krizlerin etkileri tek başına ekonomik etkiler olmuyor. Finansal krizler bulaşıcılık etkisiyle her katmana yayılabiliyor. Finansal krizler, kişilerin tasarruflarının erimesine neden olduğu için, bu krizlerin ekonomik etkilerinin yanında sosyal ve psikolojik etkileri de yaygın olarak hissediliyor. Elbette bu tür finansal kayıpların siyasal etkileri de olabiliyor.
O nedenle siyasetçilerin finansal riskleri en aza indirmek ve olası sosyal, psikolojik ve siyasal riskleri bertaraf etmek adına, bu tür düzenleyici kurumların liyakatli kişilerden oluşmasının en çok kendilerinin işine yarayacağı gerçeğini bir kez daha vurgulamak gerekir.
Elbette tasarruflarını, varlıklarını ve hatta belki de geleceklerini kaybedenlerin bir kısmı için kâr hırsları yoktu ya da büyük getirinin büyük riskle oluştuğunu bilmiyorlardı diyemeyiz. Böyle bir kayıp anında kişiler kendilerini en son suçlayıcı konumda görürler. Bu da bence normaldir; zira düzenleyici otorite, kişilerin bu hırslarının varlığını da bilerek düzenlemeleri gerçekleştirmeli ve bunun da sıkı takipçisi olmalıdır.
Finansal piyasalarda şeffaflığın sağlanması, yatırımcının korunması adına sert önlemlerin alınması, piyasa bozucu eylemlerde bulunanların takibi ve gerekli cezai müeyyidelerin herkes için eşit uygulanması konusunda düzenleyici otoritenin, yaşananlara yönelik öz eleştiri yapması da bence çok önemli.
Umarım bütün bu yaşananlardan herkes kendine düşen sorumluluğu üstlenir.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.