O gün Türkiye, 2001 krizinin ardından bankacılık sistemini yeniden kurmaya çalışıyordu. Bankaların yönetimi, sahiplerinin sorumluluğu ve denetimin sınırları yeniden tarif ediliyordu.
Yıllar sonra önümüzde başka bir finansal yapı var: yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleri.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunun tasfiyesine karar vermesi, yalnızca bazı fonların kapatılması anlamına gelmiyor. Karar, yatırımcı parasının yönetimi ve sorun çıktığında sistemin müdahalesi konusunda yeni sayfa açıyor.
Sorunlar değişmez
İşte burada 2002 ile 2026 arasında bir bağ kurulabilir. Bankacılıktaki çöküşün ardından nasıl “bankanın sahibi olmak” ile “bankayı istediği gibi kullanmak” arasındaki sınırlar yeniden çizildiyse, bugün de fon yönetiminde benzer bir tartışmanın kapısı açılıyor.
İki dönem aynı değil. Banka başka, yatırım fonu başka. Ancak ortak soru değişmiyor: Finansal sistemde başkasının parasını yönetenlerin sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? 2002’de bu sorunun cevabı bankacılık düzenlemeleriyle arandı ve sonuçlar hiç de fena değil. Bugün aynı soruyu portföy yönetimi için soruyoruz. SPK’nın tasfiye kararının ardından İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın sürece dahil edilmesi de bunun ne kadar büyük bir operasyon olduğunu gösteriyor. Tasfiye edilecek fonlarda MKK kayıtlarına göre 455 bin 758 tekil yatırımcı var.
Tera Portföy fonlarının tasfiyesini İş Bankası, diğer fonların tasfiyesini ise Ziraat Bankası yapacak. Fon varlıkları nakde çevrilip yatırımcılara payları oranında aktarılacak. Ancak asıl mesele paranın nasıl dağıtılacağı değil, bu noktaya nasıl gelindiği. 24 yıl önce bankacılıkta “bir dönem bitti” denmişti. Bugün fonlarda da bir dönemin kapandığı görülüyor.
Şimdi önemli olan, yeni dönemin kurallarının nasıl yazılacağı. Çünkü finans sisteminde kurallar yalnızca kriz çıktığında hatırlanıyorsa, değişen kurumların adı olur; sorunların kendisi değil.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.