Afrika, küresel güçlerin gıda güvenliği stratejilerinin merkezine yerleşmiş durumda. 2050'ye kadar nüfusunun 2 katına yaklaşması beklenen kıta, aynı zamanda dünyanın en hızlı büyüyen gıda pazarlarından biri hâline geliyor. Afrika Kalkınma Bankası verilerine göre, kıtanın tarım ve gıda piyasası 2030'a kadar 1 trilyon dolara ulaşabilir. Bu manzara, Afrika'yı bir üretim sahası olmanın yanı sıra küresel güçlerin yaklaşan gıda krizine karşı inşa ettiği stratejik bir mücadele alanı hâline getiriyor. Ve bu güçler çoktan sahaya inmiş durumda.
Afrika'da tarım projeleri yürüten her aktörün kendine özgü bir hesabı ve farklı bir stratejik mantığı var. Projelerin biçiminden kullanılan arazilerin konumuna kadar her ayrıntıda bu hesapları görmek mümkün.
Körfez modeli: Gıda deposu
Çöl ikliminin ve sınırlı su kaynaklarının gıda üretimini imkânsız kıldığı Körfez ülkeleri için Afrika'da tarım, bir dış kaynak kullanım operasyonu gibi işliyor. Kıtada devasa araziler kiralanıyor; ihtiyaç duyulan tahıl ve yem bitkisi yetiştiriliyor, gemilere yükleniyor ve Körfez halkına götürülüyor. Katar'ın 2024'te Cezayir'de tam 117.000 hektarlık buğday arazisi imtiyazı kazanması ya da BAE'nin Sudan'da 50 bin hektarı aşkın alanda tarım yapması, Körfez modelinin somut örneklerinden. Bu ülkeler için Afrika toprağı, "gıda deposu"ndan ibaret. Afrika'nın suyu ve toprağıyla üretilen gıda, Körfez'de işlendikten sonra yüksek kâr payıyla tekrar Afrika pazarlarına satılıyor.
Batı modeli: Toprağın kimyası değişiyor
Bir diğer model ise nakit ürün ve biyoyakıt üretimi ile toprağın kimyasını ve amacını değiştiren sistem. Bu modelde Afrika'nın verimli ovaları, akaryakıt depolarına dönüştürülüyor. Büyük ölçekli yatırımların yapıldığı arazilerin yalnızca yüzde 11'inde gerçek anlamda insan gıdası yetiştiriliyor; geri kalanı biyoyakıt tarlalarına ya da ihracata yönelik endüstriyel tarıma ayrılmış durumda. Afrika'da yerel halk sistemik bir açlık ve yetersiz beslenmeyle yüzleşirken, hemen yan tarlada Körfez'in hayvanları için yonca, Avrupa'nın lüks araçları içinse biyoyakıt ekiliyor. Yerel halka istihdam ve kalkınma vaat ediliyor, ancak kendi ihtiyacı olan mısırı ya da sorgumu ekecek toprak bulamayan çiftçi, düşük ücretle Avrupa'nın enerji ihtiyacı için çalışan bir tarım işçisine dönüşüyor.
Çin modeli: Ekosistem kurma
Sahadaki en karmaşık ve en stratejik hamle Çin'den geliyor. Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi ile sulama kanallarından depolama tesislerine, lojistik ağlarından gübre fabrikalarına kadar bütüncül bir ekosistem kuruyor. Hatta Zambiya'daki maden operasyonlarından çıkan sülfürü alıp fosfat gübre üretiminde kullanarak kendi tarım girdi zincirini dahi kendi içinde çözüyor ve küresel gübre krizlerine karşı rakiplerine göre çok daha dirençli oluyor. Elbette bu sistemin gizli bedeli var; borçlarını ödeyemeyen ülkelerin verimli arazileri ya da stratejik kurumları onlarca yıllığına devredilmek zorunda kalıyor.
Bağımlılık mimarileri: İsrail ve Rusya
Daha küçük ama kalıcı ve derin operasyonlar yürüten aktörler de var. İsrail bu ülkelerin başında geliyor. Tel Aviv'in avantajı, büyük ölçüde gübre üretim kapasitesinden geliyor. Ölü Deniz ve Necef (Negev) çevresindeki fosfat ve potasyum kaynakları sayesinde birçok tarım girdisini kendi üretim zinciri üzerinden sağlayabiliyor.
İsrail'in projelerinin merkezinde damla sulama (fertigasyon) yöntemi var. Gübre, suyla birlikte doğrudan bitkinin köküne veriliyor. Bu yöntem sayesinde geleneksel tarıma göre yüzde 30-50 daha az gübre kullanımıyla aynı verim sağlanıyor. İsrail'in Nil ve Kızıldeniz projeleri ile nihai hedefi hem gıdayı hem de suyu garanti altına almak. Tohum İsrail'den, gübre İsrail'den, teknik danışman yine İsrail'den… Tarım yapılan ülkeyi her hasat döneminde İsrail'e mahkûm eden kusursuz bir "bağımlılık mimarisi"!
Rusya ise doğrudan arazi kiralamak yerine elindeki en büyük silahı kullanıyor; tahıl ve gübreyi bir jeopolitik koz olarak değerlendiriyor. 2024'te 45 Afrika ülkesine yaptığı tarım ihracatını 7 milyar doların üzerine taşıyan Rusya, Afrika'nın gübre ithalatına olan bağımlılığını "diplomatik şantaj" olarak kullanabiliyor.
Tüm yabancı aktörlerin ortak söylemi aynı: "Tarımı geliştirmeye geliyoruz." Ancak sahadaki gerçeklik, yerel halka balık tutmayı öğretmek yerine onu sürekli "yabancıdan balık almaya" mahkûm eden bir sistem. Yatırımcı kendi tohumunu, ilacını ve danışmanını getirip üretimi kapalı devre yürütürken, yerel halk kendi toprağında düşük ücretli işçiye dönüşüyor, ürünler ise doğrudan dış pazara akıyor.
Büyük ölçekli arazi yatırımlarından etkilenen hanelerde gıda güvensizliği oranı yüzde 32, etkilenmeyen hanelerde bu oran yalnızca yüzde 12. Küçük bir çiftçi hektar başına 3.77 işçi çalıştırıyor, büyük ölçekli çiftliklerde bu rakam 0.1 ila 1 arasında değişiyor. Rakamlara bakıldığında "verimsiz küçük çiftçi, verimli büyük yatırımcı" anlatısı bilimsel olarak çökmüş durumda. Yani "kalkınma ve istihdam" vaadiyle gelen yatırımlar, aslında yerel halkın açlık riskini 3'e katlıyor.
Türkiye ve "alternatif" aktörler: İkilem ve fırsat
Afrika'da daha dengeli bir model kurgulamaya çalışan aktörler de var. Japonya, akıllı tarım teknolojilerini transfer etmeye odaklanırken, Malezya ve Vietnam benzer iklim tecrübelerini paylaşarak ticari ortaklıklar kuruyor. Bu girişimler yerel kalkınma sağlıyor ama ölçeklerinin küçük kalması ve ticari kaygıların ağır basması nedeniyle kıtanın talihini değiştirecek devasa bir dönüşüm yaratmakta yetersiz kalıyor.
Türkiye ise hibe ağırlıklı ve eğitim odaklı projeler yürütüyor. Somali ve Sudan'daki tarım okulları, yerel halka modern tarımı öğreterek kalıcı bir teknik miras bırakmayı amaçlıyor. Türkiye, meseleye bir "hammadde operasyonu" olarak değil, insani kalkınma perspektifinden yaklaşarak diğer aktörlerden ayrılıyor. TİKA aracılığıyla Sudan, Somali ve Nijer gibi en zorlu coğrafyalarda yürütülen projeler, yerel çiftçiyi yabancı devlerin işçisi olmaktan çıkarıp kendi toprağının efendisi yapmayı hedefliyor. Öte yandan Türk iş adamları ve TİGEM gibi kamu kuruluşları, özellikle Sudan ve Etiyopya'da uzun vadeli arazi kiralamaları yapmış durumda. Ancak şuna dikkat edilmeli: Türkiye'nin devlet eliyle yürüttüğü projeler, yerel üreticiyi sisteme dâhil etme hedefi taşırken, özel sektör yatırımları denetim eksikliği durumunda Körfez'in "çıkar-götür" modeline evrilebilir.
Afrika boş durmuyor
Afrika açısından bakıldığında, kısa vadeli kira gelirleri ve borçlanma karşılığında toprakların yabancı aktörlerin gıda deposuna dönüşme ve küçük çiftçinin kaybetme riski çok büyük. Bu nedenle uzun vadeli bir gıda egemenliği stratejisiyle kendi kendine yeten bir üretim merkezi hâline gelmek hedeflenmeli. Kıtanın pazarlık gücünü ne kadar örgütlü kullanabildiği bu noktada belirleyici. Nitekim Tanzanya'nın anlaşmalarda teknoloji transferi şartını öne sürmesi, Kenya'nın blockchain ile ürün takibi denemeleri, Nijerya'nın drone ile tarım ilaçlaması yapması umut verici somut gelişmeler arasında. Yani Afrika, kendisini yabancı yatırımcıya sorgusuz sualsiz teslim etmiyor.
Diğer yandan Dangote gibi kıta içi devler, ürünü depolayacak silolar, işleyecek tesisler ve gübre fabrikalarından lojistik ağlara kadar uzanan yatırımlarla Afrika'nın tarımsal geleceğinin dışarıdan değil, içeriden şekillenebileceğini de göstermeye çalışıyor. Eğer bu girişimler başarıya ulaşırsa Afrika artık başkalarının gıda deposu olmaktan çıkıp kendi gıda egemenliğinin sahibi olabilir.
Kaynaklar:
Merip (Middle East Research and Information Project) – "Laundering Carbon: The Gulf's New Scramble for Africa" – MERIP – 2024
The Africa Report – "Israel's toxic harvest in Africa" – The Africa Report – 2023
ResearchGate / V. D. L. – "What is the role of China as land grabber in Sub-Saharan Africa? Between reality and myth: a literature overview" – ResearchGate / European Journal of Sustainable Development – 2018
Africa Center for Strategic Studies – "Lavrov's Trip to Africa: Posture over Substance (When Posture Matters Most)" – Africa Center – 2024
Transport & Environment – "EU ends target for food-based biofuels, but will only halt palm oil support by 2030" – Transport & Environment – 2021
TT Emeklilik-"Türkiye'de tarım bitti, Türk iş adamları Afrika'da dev araziler alıyor" – TT Emeklilik / ekonomi medyası – 2024
Land Matrix Initiative – "Land Squeeze: The hidden battle for Africa's soils" (2024) ve "Little progress in practice: Assessing transparency, inclusiveness and sustainability in large-scale land acquisitions in Africa" (2022)
Neudert, R. & Voget-Kleschin, L. – "What are the effects of large-scale land acquisitions in Africa on selected economic and social indicators?" – European Commission / Knowledge for Policy – 2022
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: AFRİKA
DAHA FAZLA HABER OKU
Göktuğ Çalışkan Washington Afrika'yı yapay zekaya çizdirirse
Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Grönland'da dayanışma, Ceuta'da dışlama: Danimarka'nın Avrupa çelişkisi
Gürsel Tokmakoğlu Medya, düşünce kuruluşları ve konformist analizin çıkmazı
Gürbüz Evren Özgür Özel, CHP'deki bir avuç muhterisin isimlerini açıklayacak mı?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.