Ancak Yeni Delhi'de Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi arasında sergilenen bu samimi görüntü, yalnızca diplomatik sıcaklığın bir göstergesi değildi.
Aynı zamanda Hint-Pasifik'te değişen güç dengelerine uyum sağlamayı hedefleyen dikkatle kurgulanmış bölgesel bir iş birliği stratejisinin de işaretlerini veriyordu.
Zirvenin ekonomik ve stratejik çıktıları da bu yakınlaşmayı somutlaştırdı. Japonya, 2025'teki 15. Zirvede açıklanan yaklaşık 62 milyar dolarlık 10 yıllık yatırım hedefini korurken, iki ülke ilk ortak savunma üretim projesini de başlatma kararı aldı.
Bunun yanında çok sayıda yeni iş birliği anlaşması imzalandı ve Tokyo, Hindistan'a 10 milyar doları aşan yeni yatırım taahhüdünde bulundu. Bu gelişmeler, Hindistan ile Japonya ilişkilerinin ekonomik ortaklığın ötesine geçerek savunma ve stratejik koordinasyonu da kapsayan daha kapsamlı bir güvenlik iş birliği modeline evrildiğini gösteriyor.
Savunmada ortak üretim dönemi: UNICORN
On yıllar boyunca Hindistan-Japonya savunma ilişkileri, yüksek diplomatik söylemlere rağmen sahada sınırlı kaldı; ikili temaslar genellikle üst düzey diyaloglar ve JIMEX, Malabar gibi dönemsel deniz tatbikatlarından ibaretti. Japonya'nın savunma alanındaki anayasal kısıtları ile Hindistan'ın stratejik özerklik politikası, ilişkileri uzun süre danışma düzeyinde tuttu.
Bu yılki zirve, bu tarihsel sınırı aşarak iki ülke tarihinin ilk ortak savunma üretim anlaşmasına imza attı: Donanma gemilerine entegre edilecek yeni nesil bir iletişim altyapısı olan UNICORN haberleşme sistemi. Bu, askerî ortak çalışabilirlikten sanayi ortak üretimine geçişi simgeleyen, zirvenin en dikkat çekici gelişmesi oldu. Böylece Tokyo, geçmişte kendi kendine koyduğu kısıtlamaları aşarak stratejik ortaklarına doğrudan savunma teknolojisi ihraç etme konusunda yeni bir döneme girdiğini de göstermiş oldu.
Bu ortaklık, Hint Okyanusu ve Batı Pasifik'teki asimetrik zayıflıkları doğrudan hedef alıyor. UNICORN üzerine yapılan çalışma, iki donanmanın gerçek zamanlı deniz takip verilerini paylaşacağı tek tip iletişim protokollerinin temelini atıyor; sistemin Hindistan'da üretilecek olması ise tedarik zinciri krizlerine ve olası ambargolara karşı koruma sağlıyor.
Yine de bu hedeflerin ne ölçüde hayata geçeceği belirsiz. Japonya'nın savunma ihracatını düzenleyen ve sıkı denetim, üçüncü ülkelere aktarım yasağı, çatışma bölgelerine satış kısıtlaması öngören "Üç İlke" çerçevesi, 2014 ve 2026'da gevşetilmiş olsa da hâlâ önemli bürokratik denetim mekanizmaları içeriyor; bu da teknoloji transferlerinin hızını sınırlayabilir.
Enerji güvenliği ve deniz hatları
Taraflar arasındaki entegrasyonu tetikleyen en acil unsur, küresel deniz ticaretinde son dönemde bölgesel ve küresel çatışmalar nedeniyle iyice belirginleşen kırılganlık. Japonya, ham petrolünün yüzde 90'ından fazlasını Orta Doğu'dan tedarik ediyor; bu da bölgesel bir krizin enerji güvenliğini ne kadar hızlı tehdit edebileceğini gösteriyor.
Bu kırılganlığa karşı iki ülke zirvede bir Enerji Dayanıklılığı Ortak Bildirisi imzaladı. Bildiride, ham petrol ve petrol ürünlerinin stratejik stoklanması, üretici ülkelerle koordinasyon ve acil durum müdahale mekanizmalarının kurulması hedefleniyor. Bu iş birliği, Japonya'nın geçtiğimiz nisan ayında Hürmüz Boğazı krizine yanıt olarak başlattığı 10 milyar dolarlık bölgesel POWERR Asia girişimine dayanıyor.
Program kapsamında Hindistan ile özel bir petrol ve petrol ürünleri stoklama diyaloğunun başlatılması ve bunun kalıcı bir Hindistan-Japonya Petrol ve Doğal Gaz Ortak Çalışma Grubu'na dönüştürülmesi öngörülüyor. Taraflar ayrıca deniz enerji taşımacılığı değer zincirinde ortak yatırım fırsatlarının araştırılmasını ve yıllık 400 bin ton kapasiteli bir yeşil amonyak üretim projesinin ilerletilmesini planlıyor.
Japonya, bu çerçevenin bir parçası olarak Hindistan'ın hâlihazırda sürmekte olan IEA tam üyelik sürecine desteğini yineledi. Bu yaklaşım, güvenliği artık yalnızca deniz yollarının korunmasıyla sınırlı görmeyip enerji tedarik zincirinin tamamını kapsayan bütüncül bir çerçeveye oturtuyor. Ancak belirtmek gerekir ki bu mekanizmaların somut işleyişi henüz kurulma aşamasında.
Ekonomik ve teknolojik kalkan
Bu ortaklığın temelini ekonomik ve teknolojik iş birliği oluşturuyor. Günümüzde artık güvenlik, mikroçiplerden ve tedarik zincirlerinden bağımsız değil. Bu bağlamda zirvede yarı iletken (Renesas Electronics'in yatırımlarıyla somutlaşan), yapay zekâ ve kritik mineraller alanlarında uygulanabilir anlaşmalar imzalandı.
Ayrıca Japonya, Hindistan'ın geniş kırsal kooperatif ağından yararlanacak 1000 adet biyogaz tesisi kurulmasını destekleyen bir girişim başlattı. Bu girişim, teknolojik bağımlılıkların bir gecede stratejik baskı aracına dönüşebildiği günümüz koşullarında, güvenli tedarik ağları (friend-shoring) oluşturma çabasının önemli bir örneğini oluşturuyor.
Hindistan geniş mühendislik havuzu ve büyüyen pazarını sunarken; Japonya hassas mühendislik ve sermaye derinliğini masaya koyuyor. Ancak bu yakınlaşmanın karşılığı ticaret rakamlarında henüz tam yansımıyor: 2 ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 27,5 milyar dolar ile beklentilerin altında kalıyor ve büyük ölçüde Japonya lehine işliyor. Hindistan'ın karmaşık mevzuatı, bazı Japon yatırımcıları Vietnam ve Endonezya gibi daha esnek pazarlara yönlendirmiş durumda.
Bürokrasiyi aşmak
Hindistan-Japonya ekonomik girişimlerine Tokyo'dan yöneltilen en büyük eleştiri, karmaşık düzenleyici yapı nedeniyle projelerin yavaş ilerlemesiydi. 2022'de tamamlanması planlanan Mumbai-Ahmedabad Yüksek Hızlı Tren Projesi'nin 2027'ye ertelenmesi, bu sorunun çarpıcı bir örneği.
Taraflar zirvede bu sorunu da ele aldı. 2011 yılında imzalanan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nın (CEPA) gözden geçirilmesi hızlandırıldı. Hindistan'ın bugüne kadar imzaladığı en kapsamlı ticaret anlaşması olan CEPA'nın güncellenmesi, yatırımcıların uzun süredir dile getirdiği bürokratik engellerin azaltılması açısından kritik görülüyor. Zirveye katılan 150'den fazla üst düzey Japon şirket yöneticisi de reform gündemine destek verdi.
Taraflar CEPA'nın gözden geçirilmesini hızlandırma kararı alırken, ayrıca 10 milyar dolarlık yeni yatırım paketi için de mutabakat muhtırası imzaladı. Ancak Mumbai-Ahmedabad örneğinin gösterdiği gibi, bu reformların Hindistan'ın eyalet düzeyindeki arazi ve işgücü mevzuatı üzerinde ne kadar etkili olacağı önümüzdeki yıllarda test edilecek.
Moskova ve Pekin arasında denge
Ancak bu operasyonel ilerlemenin arka planındaki jeopolitik denklem gözden kaçırılmamalı. Japonya hem Çin hem Rusya ile gergin ilişkiler yürütürken yüzünü Batı blokuna dönmüş durumda. Hindistan ise bir denge ustası: Çin'i en büyük bölgesel tehdit olarak görürken Rusya ile köklü dostluğunu sürdürüyor, aynı zamanda Batı'yla ilişkilerini derinleştiriyor.
Bu asimetri, Takaichi-Modi eksenini daha dikkat çekici kılıyor. 2 lider, Moskova veya Vaşington konusundaki farklı yaklaşımlarını bir kenara bırakarak, Çin'in kritik mineraller ve yüksek teknoloji ağlarındaki tekeline karşı "ekonomik güvenlik" hedefinde mutabakat sağlamaya çalışıyor.
Bu durum, ittifakın katı bir ideolojik blok değil, esnek bir çıkar ortaklığı olduğunu gösteriyor. Ancak Hindistan'ın Rusya'yla sürdürdüğü savunma ve enerji bağları, Japonya'nın Batı yaptırım rejimiyle zaman zaman gerilim yaratabilir; bu da ortaklığı "sınırsız bir ittifak" değil, pragmatik bir iş birliği olarak okumayı gerektiriyor.
Nitekim bu pragmatik çerçevenin ilk sınavı üçüncü bir aktörden geldi: Pekin bu gelişmeye sessiz kalmadı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, zirve sırasında düzenlediği basın toplantısında iş birliğinin "üçüncü tarafların çıkarlarını hedef almaması veya zarar vermemesi" gerektiğini, aksi hâlde bunun "dışlayıcı küçük çevreler oluşturmak veya cepheleşmeyi kışkırtmak için bir bahane" hâline geleceği uyarısında bulundu.
Çin devlet medyası da aynı çizgiyi sürdürdü. Çinli gazetecilerin sorularını yanıtlayan Guo, Takaichi'nin sıkça vurguladığı "Özgür ve Açık Hint-Pasifik" vizyonunu doğrudan hedef aldı. Bu yaklaşımın, "özgürlük ve açıklık" söylemi altında aslında "bölünme ve rekabeti körükleyen şekerli bir tuzak" olduğunu savundu.
Bu tepki, Pekin'in yeni bir refleksi değil; Çin devlet medyası, 2015'teki BM Güvenlik Konseyi üyeliği tartışmalarından bu yana Hindistan-Japonya yakınlaşmasını düzenli olarak "Hindistan'ın Japonya'nın piyonu hâline gelmemesi gerektiği" temasıyla eleştiriyor.
Bu tepkinin ardında, Pekin'in kritik mineral ve yarı iletken alanındaki üretim gücünü bir kaldıraç olarak görmesi yatıyor. Yine de Çinli analistler, kendi üretim üstünlükleri ve ABD-Çin ilişkilerindeki değişken dinamikler sayesinde bu ortaklığın tam potansiyeline ulaşamayacağına inanıyor.
Sonuç
Nihayetinde bu ortaklığın başarısı, açıklanan hedeflerin ne ölçüde uygulamaya geçirileceğine bağlı olacak. Japonya'nın anayasal kısıtları, Hindistan'ın Rusya ile süregelen savunma ve enerji ilişkileri, ticaretteki yapısal dengesizlikler ve Pekin'in diplomatik baskısı önlerindeki temel sınamalar olmaya devam ediyor. Buna rağmen Yeni Delhi Zirvesi önemli bir gerçeği ortaya koydu: Hindistan ve Japonya artık yalnızca birbirine yakın 2 ortak değil; Hint-Pasifik'in geleceğini birlikte şekillendirmeye başlayan iki stratejik aktör olarak öne çıkıyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan yapı klasik anlamda bir askerî ittifaktan ziyade, savunma sanayii, enerji güvenliği, kritik teknolojiler ve tedarik zincirleri etrafında şekillenen işlevsel bir stratejik eksen niteliği taşıyor. Bu eksenin kalıcılığı ise liderlerin ortaya koyduğu siyasi iradeden çok, açıklanan projelerin sahada ne ölçüde hayata geçirileceğiyle belirlenecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: Hint-PasifikHindistanjaponyaÜMİT ALPEREN
DAHA FAZLA HABER OKU
Gürsel Tokmakoğlu Terörsüz Türkiye sürecinde yeni eşik: Durum değişikliği, liderlik ve hukuki irade
Müjgan Halis Çatışmadan hukuka: Çerçeve Yasa
Cafer Erdoğan Salah transferinin dayanılmaz hafifliği
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.