12 Ağustos 2026, Çarşamba · 09:14 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

COP31’e üç ay kala tablo nasıl?

COP31’e üç ay kala tablo nasıl?

COP31’e üç ay kaldı. 9–20 Kasım’da Antalya’da yapılacak zirvenin ana çerçevesi artık büyük ölçüde ortaya çıkmış durumda.

Haziran ayında Bonn’da yapılan ara toplantılarda çözülemeyen bazı kritik dosyalar Antalya’ya taşınırken, Türkiye’nin hazırladığı Eylem Ajandası da COP31’i yalnızca bir müzakere zirvesi olmaktan çıkarıp uygulama ve yatırım gündemine taşımayı hedefliyor.

Kısacası Antalya’nın önünde iki ayrı ama birbirine göbekten bağlı gündem var. Hükümetlerin karar vereceği resmi müzakereler ve bu kararların ekonomide, şehirlerde, şirketlerde ve enerji sistemlerinde hayata geçirilmesini amaçlayan uygulama gündemi.

Her açıdan kritik bu uluslararası organizasyon için genel bir toparlama yapmaya çalışalım.

Türkiye ev sahibi, Avustralya müzakerelerin başında

COP31’in en farklı özelliklerinden biri, Türkiye ile Avustralya arasında oluşturulan ortak yönetim modeli.

Türkiye, COP31’in ev sahibi ve Başkanlığı'nı yürütüyor. COP31 Başkanı olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum görev yapıyor. Avustralya ise COP31 Başkanı tarafından atanan “Müzakereler Başkanı” rolüyle resmi müzakere sürecini yönetiyor. Taslak metinlerin hazırlanması, taraflarla istişareler ve müzakere gündeminin yürütülmesi Avustralya’nın sorumluluğunda.

COP öncesi buluşma bu kez Pasifik’te

COP’ların öncesinde müzakerecilerin ve bakanların bir araya geldiği hazırlık toplantısı Pre-COP31 (Zirve Öncesi Liderler Toplantısı), bu yıl 5–8 Ekim tarihlerinde Fiji’de gerçekleştirilecek. Ancak program bununla sınırlı değil. Tuvalu’da da özel bir liderler buluşması gerçekleştirilecek.

Bu tercih, Pasifik ada devletlerinin iklim gündemindeki ağırlığını artırmayı amaçlıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları, iklim finansmanına erişim ve okyanusların korunması gibi konular, bu ülkeler açısından doğrudan varoluşsal meseleler.

Önemli bir gelişme. Böylece, COP31’in hazırlık süreci Akdeniz ile Pasifik arasında kurulmuş bir iklim diplomasisi hattı üzerinden ilerleyecek.

Antalya’ya kalan dosyalar

Haziran ayında Bonn’da yapılan BM iklim toplantıları, Antalya’nın ne kadar zor bir müzakere gündemiyle karşı karşıya olacağını gösterdi.

Özellikle Küresel Uyum Hedefi (GGA) konusunda taraflar uzlaşamadı. Uyum göstergelerinin uygulanması, metodoloji ve finansmanla bağlantısı üzerinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Uyum Fonu'nun geçiş düzenlemeleri gibi başlıklarda çalışmalar sürse de dosyalar tamamlanmadı.

Dolayısıyla Bonn, Antalya’ya çözülmüş bir dosya listesi değil, önemli ölçüde açıkta kalmış müzakere başlıkları bıraktı.

Müzakerenin yanında uygulama gündemi

Türkiye, COP31 Eylem Ajandası’nı da gündeme alıyor. Gündemde sıfır atık ve döngüsel ekonomi, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, dirençli şehirler, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü, iklim-biyoçeşitlilik-çölleşme bağlantısı ve dirençli sağlık sistemleri bulunuyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise bütün bu alanların ortak kolaylaştırıcıları olarak tanımlanıyor.

Eylem Ajandası'nın en dikkat çekici hedeflerinden biri elektrifikasyon. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı, nihai enerji talebinde elektriğin payının bugün yüzde 20'nin biraz üzerinde olan seviyeden 2035'te yüzde 35'e çıkarılmasını küresel bir hedef olarak ortaya koydu. Bunun yanında binalarda enerji kullanım yoğunluğunun 2035'e kadar en az yüzde 25 azaltılması ve üretimde geri dönüştürülmüş malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması gibi hedefler de gündeme getirildi.

Burada yeni bir kavram öne çıkıyor: İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge) Bu yeni bir fon değil. Amaç, ülkelerin iklim hedefleriyle ekonomik ve kalkınma politikaları arasındaki bağı güçlendirmek, NDC'leri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmek ve mevcut finansman kaynaklarıyla özel sermayeyi bu projelere yönlendirmek.

Bu nedenle COP31’de müzakere masasının yanında bir de bu amaçla yatırım masası kurulacak.

Okyanuslar da Antalya gündeminde

Türkiye’nin Eylem Ajandası’nda okyanuslar ve denizler de ayrı bir öncelik olarak yer alıyor. Bonn’da düzenlenen 2026 Okyanus ve İklim Değişikliği Diyaloğu da bu başlığın COP31 sürecindeki yerini güçlendirdi.

Deniz ekosistemleri, mavi karbon, deniz kaynaklarının korunması ve iklim direnci bu başlığın temel konuları arasında. Bu yönüyle Pasifik’te yapılacak Pre-COP ile Antalya’daki müzakerelerin okyanuslar konusunda birbirini tamamlaması bekleniyor.

Türkiye de dönüşümünü Antalya’ya taşıyor

Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, kendi iklim politikasındaki dönüşümle aynı zamana denk gelmesi açısından da önemli.

İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye, 2035’te sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton azaltarak 643 milyon ton CO₂ eşdeğerinde tutmayı hedefliyor. Uzun vadeli hedefse 2053’te net sıfır emisyon.

İklim Kanunu yürürlükte. Emisyon Ticaret Sistemi için yönetmelik ise henüz taslak aşamasında. Mevcut taslağa göre ETS’nin 2026–2027’de pilot olarak başlaması, 2028–2035 döneminde ilk uygulama dönemine geçmesi planlanıyor.

Enerjide de yeni bir dönem hazırlanıyor. Türkiye 2035’e kadar rüzgâr ve güneşte 120 GW kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Elektrifikasyon oranı ise bugün ulaştırmada yalnızca binde 5 seviyesinde. Bu oran konutlarda yüzde 22, sanayide yüzde 29, ticari binalarda yüzde 55. Türkiye’nin uzun dönemli enerji planı yenileniyor ve bu yeni hedeflerin de COP31’de açıklanması bekleniyor.

Dolayısıyla Antalya’da Türkiye yalnızca zirveyi yönetmeyecek; kendi enerji, sanayi ve karbon piyasası dönüşümünü de uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle birlikte ortaya koyacak.

İklim artık ticaret politikası

Bonn’da ilk kez iklim ve ticaret ilişkisini ele alan resmi diyalog da yapıldı. Bu başlığın Türkiye için doğrudan karşılığı var.

AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Ocak 2026’da kesin uygulama dönemine girdi. Çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik gibi sektörlerde karbon maliyetini ticaretin bir parçası haline getiren sistem, Türkiye’nin AB ihracatını doğrudan etkiliyor.

Bu nedenle yeşil dönüşüm Türkiye açısından artık yalnızca bir iklim politikası değil; aynı zamanda sanayi, ihracat ve rekabet politikası.

Antalya’nın önündeki üç ay

Önümüzde artık giderek daralan bir takvim var. Özetlersek, bugün itibarıyla COP31’in önündeki temel dosyalar şöyle:

Müzakerede: Uyum, emisyon azaltımı, Uyum Fonu ve iklim finansmanı.

Finansta: 300 milyar dolarlık hedefin nasıl gerçekleştirileceği ve 1,3 trilyon dolarlık ölçeğin nasıl oluşturulacağı.

Uygulamada: Elektrifikasyon, temiz enerji, yeşil sanayi, dirençli şehirler, sıfır atık, gıda sistemleri ve sağlık.

Türkiye açısından: Yeni NDC’nin uygulanması, ETS’nin kurulması ve enerji dönüşümünün finansmanı.

Bütün bu başlıkların kesiştiği yer ise hep aynı yere, yani uygulama kapasitesi ve finansmana çıkıyor. İklim hedefleri artık büyük ölçüde açıklandı. Önümüzdeki zorluk, bu hedeflerin ekonominin içine nasıl yerleştirileceği olacak.

Antalya’ya üç ay kala COP31 tam da bu nedenle bir hedefler zirvesinden çok, uygulamanın nasıl finanse edileceğinin konuşulacağı bir zirveye dönüşüyor.

Türkiye açısından da COP31’in tarihi önemi tam burada yatıyor. Antalya, bir yandan küresel iklim diplomasisinin karar merkezlerinden biri olacak, diğer yandan Türkiye'nin kendi yeşil dönüşümünü uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle buluşturması için önemli bir platform oluşturacak. Maskotu “Caretta” olan COP31’de ülkemiz adına kritik bir fırsat penceresi aralanacak.

Finansman konusu merkezde

COP30’da gelişmekte olan ülkelere yönelik uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması çağrısı yapıldı. Ancak bu hedefin nasıl ölçüleceği, finansmanın ne kadarının kamu kaynaklarından ve hibe veya yüksek imtiyazlı finansman biçiminde sağlanacağı ve kaynakların ihtiyaç sahibi ülkelere ne ölçüde erişilebilir olacağı gibi konular hâlâ tartışmalı.

İklim finansmanının daha geniş çerçevesinde ise COP29’da belirlenen iki rakam Antalya’nın önünde duruyor. Gelişmekte olan ülkeler için 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolar finansman sağlanması ve tüm kamu ve özel kaynakların harekete geçirilmesiyle yıllık 1,3 trilyon dolar ölçeğine ulaşılması.

Buradaki asıl soru artık yalnızca “ne kadar para?” değil. Daha zor soru “bu para nasıl, kim tarafından, hangi koşullarda ve hangi projelere aktarılacak?” Antalya’da bunun cevabı aranacak.

İlgili Haberler
Makroekonomi Altında yeni ralli mi başlıyor? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Ticaret Bakanlığı denetimleri artırdı: 2026’nın ilk 7 ayında 8,9 milyar TL ceza CNBC-e · 15 dk önce Makroekonomi 'Bilgi herkeste var, ekosistem inşa edecek marka lazım' Ekonomi Gazetesi · 18 dk önce Makroekonomi Küresel piyasalarda gözler ABD'nin enflasyon verilerine çevrildi AA Ekonomi · 19 dk önce Makroekonomi Ocak 2027 emekli zammı için 3 farklı hesap: SSK ve Bağkur maaş tablosu belli oldu Yeni Asır Ekonomi · 20 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.